Tuesday, 10 May 2016

random muse

YOU DON'T HAVE TO CREATE, TO BE CREATIVE.

INSPIRE.

FOCUS ON OTHERS INSTEAD OF YOURSELF.

BE A MUSE.

BRING OUT THE BEST IN PEOPLE.

COMPLIMENT THEIR STRENGTHS AND NOT THEIR WEAKNESSES.

TRUST IN POTENTIAL.


Friday, 6 May 2016

basic physics

Seni kuvvetle çeken bir şeyden uzaklaşmaya çalışırsan, etrafında dönmeye başlarsın.

Friday, 15 April 2016

ruin your fucking self before they do.*

Tesadüflerin ve karşılaşmaların rastgele olmadığına inanmak üzerine yazmak istiyorum.
Kelimeleri toparlamaya çalışıyorum ama mantıklı cümleler çıkmıyor hiçbirinin altından.

Yalnız olmak üzerine düşündüm,
boşluğu doldurabilmek üzerine.
Genelde kendimize kalan küçücük vakitlerde nasıl kendimizle ilgilenmediğimizi düşündüm. Kitap, film, yazı hepsi aslında durmamak için ürettiğimiz eylemler. Durup, o saniyeyi bir sonraki saniye ne olacağını düşünmeden yaşayabilmek hiçbirimizin güçlü yanı değil.
Ama bunun ötesinde yalnızlığı biriyle paylaşabilmek var bir de. Sessizliğin kişilerin varlığıyla dolması, ucuz kelimeler, anılar değil de öyle durmak sadece,
durmak.
Ya da duruşunla boşluğu doldurmak işte.

"Yolda hiç beklemediğin biriyle karşılaştığında oluşan gülümsemenin saflığı ve koşulsuzluğu" gibi bir histen bahsediyorum bir sonraki saniyeyi düşünmemek derken. Ya da ne biliyim eğer çok kurmacaysa daha insansı bi örnek: Saatlerce çişini tuttuktan sonra evin kapısını açarkenki hissin. Aynen o his işte gerçek, ne bir koşul var ne bir amaç.
Bu kadar gerçek yaşamak istiyorum anlarımı, samimi.
Dünyaya bir kere gelmiyoruz, bir kere ölüyoruz sadece. Aslında her gün hayattayız desem yeteri kadar dramatik olur mu?

Aslında sadece internette gezinirken bulduğum güzel birkaç şeyi paylaşmak istedim hala gelip giden birileri varsa.




Devamı burda. Başlık da bu serinin yazılarından birinden.
Bir de Moderat'ın yeni albümü çıkmış, III. İlk dinleyişte kötü, ikincisinde güzel ama vokaller kötü, üçüncüsünde seviyorum galiba yavaştan. 

Berlin bipolar. Bulutların arasından güneşin arasından fırtına.
 Keşke hava biraz daha ısınsa da sokak çocukluğuna geri dönsek.


xxx


Thursday, 17 March 2016

düşünüyorum, öyleyse vurun!*

Biz daha ilerisi için şu anı satmayı öğreten bir kültürle büyüdük hep.
Gelecek için okumalıydık ama bu ülkede "iyi" okuyabilmek için zamanımızı vermek yeterli değildi. Zamanını veren milyonların içinden sıyrılmak bir de para verince oluyordu.

Milyonlar önlerine koyulan seçeneklerin arasında doğruyu arıyordu ama yeni bir seçenek yaratan azdı. Yaratılan yeni seçeneklere de hep bir kulp bulduk, yeni fikirlere hep soğuk yaklaştık, farklılığı yadırgadık. Kendi farklılıklarımız görünmesin diye kendi gruplarımızı yarattık hep, çünkü yalnızlık bizde güç değil eziklikti. Bizim grubumuz sizinkinden hep daha iyiydi.

Karşımızdaki insanların güçlü yönlerini öne çıkarmak yerine, onların eksiklerini yüzlerine vurduk; onlar düştükçe biz yükseldik adeta. Söylediklerimiz maskeler üstüne maskeler, gizler üstüne gizler, samimiyet içtenlik demekti, ama o kadar maskenin ardından içimize ulaşmak zor geldi.

Aristo "İnsan konuşan hayvandır." dedi, biz o kadar çok konuştuk ki düşünmeyi unuttuk. Aristo "İnsan düşünen hayvandır." da demişti, kendimize ayırdığımız cüz'i miktar zamanda düşünmeyi hatırladık belki, kendimizi dinledik var olduk, o kadar tatlı geldi ki bir anda "olmak", başkalarıyla paylaşmak zor geldi bu sefer.

Düşünüyorum öyleyse varım diye kapatabilirdim ama düşünenler hiç barınamadı buralarda biz hep vurmayı seçtik.
Bunları yazarken Chris Stephenson'un haberleri çıktı karşıma, bir şekilde de tesadüfen Bilgi Üniversitesi'ndeki konuşmasına denk geldim önce saygı duydum sonra yaşadığı duruma içten üzüldüm. Vaktinizi ayırmanızı tavsiye ederim.
Buradan izleyebilirsiniz.

Düşünceye çok az önem veriyoruz,
ve hep "ben" derken ötekini unutuyoruz.

*İlhan Selçuk'tan.