Sunday, 14 April 2013

iğne

Aslında insanları seviyorum çünkü düşüşlerini gördüm.

İstediklerini alabilmek için nasıl uğraştıklarını izledim uzaktan, nasıl mutsuz olduklarını gördüm. Bazen benim yüzümden mutsuz oldukları zamanlar oldu, bazen mutsuz olmalarından keyif aldım.

Ellerinde zor tuttukları kupadan yavaşça kahve içmelerini izledim, müzikle gözlerini kapatışlarını, sonra yüzlerinde oluşan gülümsemeyi gördüm.

Gitmeleri gereken zamanlar oldu, gitmem gereken zamanlar oldu. Her gidişte bir kere daha nasıl büyüdüğümüzü gördüm.

Birçok şeyi görebildik aslında çünkü yukarıdan bakmak her zaman daha iyiydi.
Perspektiften bahsediyorum, çok daha geniş bir alanı durduğun yerden görebilmekten bahsediyorum.

Mesela kahve içerken, kahveden çok kupayı düşündüğüm zamanlar oldu. Eşyaların anlara ait olmasını istediğim, hatta bunu başarabildiğim, baktıkça onlara, tekrar tekrar yaşadığım günler oldu.

Uyuyamadım mesela uzun bir süre boyunca, farklı insanları izledim, farklı yerlerde, farklı şekillerde uyurken. Uyumanın masumiyeti demeyeceğim, hayır, uyumanın zayıflığı diyeceğim. Bilinçten çok uzakta, kasılarak uyuduğunu izlediğim insanlar oldu.

Gözlemleyebilmek çok büyükmüş aslında, çünkü çok uzaktan bakabilmeyi bilmek gerekiyormuş.

Kendimi, bi hafta öncesini, bi ay öncesini oturup izlediğim saatler oldu. Baktıkça rahatsız oldum, baktıkça aşık oldum, baktıkça yok oldum.
En sonunda kendimi değil geçmişi yok etmeyi öğrendim.
Zaten hatırlamak belirli an'ları kafanda tekrar tekrar yaşamak değil mi?


Hissetmekten çıldırdığım zamanlar oldu, mutluluktan ağladığım anlar vardı. Tek bir an içinde çok fazla hissedebildiğim, hissettikçe yükseldiğim, ağladığım, ağladıkça mutluluğu anladığım anlar oldu.

Işığın ve rengin yaşattığı günler geçti, olmayan bir renk bulabilmek istediğim günler geçti. Renklerle ilgili hiçbir fikrim yokmuş ki aslında. Hiç anlamıyormuşum ki.
Bakmaktan değil, görebilmekten bahsediyorum.

Korkudan titrediğim, titremekten neredeyse bayıldığım günler vardı, korktuğumu değiştirmek için yapabileceğim hiçbir şey olmadığına inandığım ve korktuğum için bile mutsuz olduğum. Sonra yaratmayı öğrendim, yarattıkça yaşamayı öğrendim.

Aslında hiçbir şeyi bitirmek zorunda değiliz.

Sunday, 31 March 2013

?

Notlarım cok komik her okuduğumda gülüyorum bi şekilde yoldaymışız hep o yüzdenmiş böyle olmaları hatırlayamamanın değişik hissiyatı üzerimde belli zamanlarda her uyandığımız sabah aynı başlarsa kocaman bi an oluyo sabahlar işte yapabildiğimiz zaman onu mutlu oluyoruz içimden çıktı bir de köşede saklanan minik sesi unutmamak lazim işte yapamadığın şeylere koşan ve o kadar hızlı yaşamak ki mesela noktalama işaretlerinin bile seni yavaşlattığı düşüncesi ya da aşklarının ne kadar soluksuz yaşandığını anlatmak için tek bir cümle olarak yazmış gibi epik cümleler işte ve bilincin anlık çöküşünde dingin ve odamdayım oda büyüyor büyüyor bi bakmışsın ki tüm evreni kaplayacak kadarmış sınırların hayır sınırlar mı dediniz sınırlar mı koydunuz hayatına yapmayın bırakın büyüsün bırakın büyüsünler.