Sunday, 8 April 2012

sevgili zeynep

Aylardır buraya hiçbir şey yazmıyorum, keyiften hepsi keyiften.

Ama şu an Zeynep'e açık mektup hazırladım bir adet.

Merhaba, 
Başlangıçlar hep kötü olur zaten. Dün filmden çıktığımızda konuşurken kimse senin kadar açık değil dedim içimden. Sana sarılmak istedim mesela o an ama çok garip olacaktı. Alakasızdı yani, Fahişelere Güzelleme'den çıkıp şevkle birine sarılmak. Hem 4-5 kişi konuştuğumuz konu da farklıydı.
Mesela Rock n' Rolla'da ilk seni gördüğümde çok mutlu oldum.Çığlıklar attım hattaa.
Ya da ne biliyim dün İstiklal'i yürürken bazı şeyleri anlatabilmek çok güzeldi. Yargılanmadığını bilmek, karşındakinin düşündüğünü oyunlara gerek olmadan bilebilmek huzur veriyor insana. Ya da benim beklentim bu, haz alıyorum açıklıktan. Şeffaf politika filan gibi gereksiz laflar ediyorlar böyle şeylere. Şeffafsın ama Zeynep. 
Bu sadece konuşmak onu bunu yapmak değil, bir kere kendine güvendiğin dışarıdan hissediliyor. Giyim, konuşma tarzı, inatçılık bunların hepsi "Ben varım." diye bağırıyor sanki. Seninle konuşmak da olmak gibi, yaşadığın konuştuğun söylediğin her şeyin hakkını vermek gibi.
Ve şu an bana Ayşe de var, hem daha iyi tanıyorsun diyebilirsin. Ama uzaktan, bilmeden, tanımadan görmek dinlemek konuşmak daha güzel biliyor musun? Çünkü objektif olamıyorsun birbirinin tüm hayatını bildiğinde. Bu en güzel, ve dün en güzeldi. Seninle ve herkesle keyifliydi.
Bunu neden buraya yazıyorum tam oturtamadım ben de kafamda, sanırım herkesle paylaşmak istedim. 103 kişi varmış mesela, 103'ü de Zeynep Demir'le ilgili bir şeyler biliyor şu an. Hiç tanımadıkları görmedikleri bilmedikleri bir insan. 
Sana ne kadar laf edersem edeyim, ki çok yapıyorum (sevdiğinden annesi), farklı bir yerdesin onu bi bil. Bu sensiz olmaz feryatları değil, senle konuşmasam paylaşmasam da olur ama arada bir güzel oluyor böyle.

Bkz: Garip oldu lan, üçüncü kişileri kesinlikle ilgilendirmeyen bir yazı.
Bkz: Nilgün Hoca'ya açık mektup örneği diye gösterelim bunu ne dersin?

Hoşçakal.