Sunday, 20 September 2015

rakı

Renkler, fikirler,
insanların kafasında bizimle ilgili oluşturdukları karakterler.

Bizim düşüncemiz,
en mükemmel kendimizi hissettiğimiz o an,
elimizden kayıp düşüşü.
Ardından içtiğimiz sigara.

Sonra,
en mükemmel kendini:
taklit etmeye çalışmak, onun yaptıklarını yapmak, kıyafetlerine girmek,
onun sözlerini söylemek. Kendi sözlerini başkalarında aramak hafızanın en zayıfladığı anda.
Kendini kaybetmek yani,
kendinde ararken,
ve onaylı,
sen nerdesin,
sen kimsin?

Uzun süren arayışın sonunda,
hiç beklemediğin bir yerde,
asla bulamayacağını düşündüğün yerde,
görebilmek kendini, bi kulüp zeminindeki renkli ışıkların üstünde,
yüksek topuklar, büyülü gibi topuklar,
ayaklarını kaldırışı, bacakları, onla hareket eden beli,
gidişi,
gelişi,
sigara içişi,

siyah,

renkli ışıklar,
topuklar.

Kendini bulmak anlayacağın, renkli ışıklarda
ve bi kadında,
sonra kaybetmek.
karanlık.
sessiz değil ama.
karanlık,
ama sessiz değil:
tekno.

Bizim düşüncemiz,
en mükemmel kendimizi bulduğumuz anda,
kendimizin olmaya söz vermek.
yalnız,
kendimizin,
ama aynı zamanda,
başka kafalardaki tüm karakterlerin.
Söz veriyoruz. Burdayız.

Wednesday, 2 September 2015

bazı insanlar vardır, o kadar büyüktürler ki,
karakterleri altında ezilirsin.

seni bırakıp giderler,
bırakıp gitmeleri altında ezilirsin.

tek kelime çıkamaz ağzından,
çünkü bilirsin,
onun her kelimesi doğrudur.
cevap vermek istesen söylemeye cesaretin yoktur.

o konuştukça daha çok utanırsın,
o yüzden ne yaparsa yapsın affetmeye hazırsın.
işte yine öyle bi dolunayda anladım ki,
o kadar iyi öğrenmişiz ki düşünmeyi,
düşlerimizdeki karakterler en iyi.

ve gerçekleri,

onları taklit etmeyi deneyen birer deli.

Tuesday, 28 July 2015

Sokaklar bizimdir.

Palyaço kostümlü balici çocuk güler hayata,
camdan laf atan trans kadının, ona diklenenlerden daha erkek olması bizdendir.

"Taksim,taksim iki" diye bağıran muavin bizdendir.
"Abla kaç lira?"
"Nereye?"
"1 açma, aynen sade"

Sokağın sesleri bizimdir.

Sigara içilmeyen vapurun arkasının yazısız sigara holü olması, bizim boğaza karşı içtiğimiz o çaya samimiyetimizdir.

Her gün sokaktan geçen vefa bozacısı, tamirci, evden çıkmadan paran var mı diye soran endişeli gözler, ne zaman gelicen diyen sevgili, fırıncının günaydını, hisar üstünden geçmeyen otobüs, uçan balon için kendini parçalayan minik,
dün noldu biliyo musun diyen kız
ve golü nası attık diyen çocuk bizdendir.

Hani sonra gidersin ya uzağa,
O gidemeyiş aslında;
bizim kendimize samimiyetimizdir.