Thursday, 25 October 2012

çok geriden gelen festival yazısı

Bu yılki filmekimi benim adıma çok verimli geçti gençler ve genç kalanlar.
4 filme gittim, 4ü de birbirinden başarılydı.

Ben ve Sen (Io e Te); Bertolucci'nin bu filmi narsist bir lise öğrencisinin ailesini kayak tatiline gittiğini söyleyip, evinin bodrum katında yaşamaya başlamasını anlatıyor. Bodrum katında kaldığı bu bir haftada, hem kendini sorgularken hem de bir anda onla kalmaya başlayan üvey ablasıyla uğraşıyor. Ablası uyuşturucu bağımlısı ve kardeşi gibi onun da bir ton sorunu var. Filmin en kritik noktalarında çalan David Bowie şarkılarıyla çok mutlu ediyor. Boş vaktiniz varsa, indirin izleyin, hayattan keyif alın bu filmle. (Hayır, sevişmiyorlar.)


Havana'da 7 Gün(7 Dias en la Habana): 7 günde 7 farklı kişinin ağzından havanayı anlatan, belgesel tadında bir film. Ama aynı zamanda en aykırı belgesel olma özelliğini de taşıyor. Daha alternatif insanlar ağzından havanayı anlatırken, izleyiciyi rahatsız ediyor. 5. günde bir ayin sahnesi var ki, sırf o sahne için bile izlenebilecek bir film. Latin Amerika kültürüyle ilgiliyseniz, mutlaka izleyin efendim.

Katil Joe (Killer Joe): Exorcist'in yönetmeninin sapık filmi. Bir anda gülmeye başlayıp, bir sonraki dakikada ekrana bakamayacağınız görüntülere sahip cidden sapık bir film. Yönetmenin başarısı demek istiyorum, çünkü başka bir yerde böyle görüntüleri yan yana koysalar, rezalet olmuş deyip kafa çevirirsin. Ama sigortadan para alabilmek için annesinin ölümünü planlayan, bu iş için de Joe'yu tutan uyuşturucu borçlu ana karakterimizin hikayesi oldukça içten anlatılıyor. Joe'nun parasını ödeyemeyince de histerik kız kardeşini avans olarak "satıyor." Hikaye ilerledikçe de tabi, kız kardeşini geri almak istiyor ve olayların sıkıntıya girdiği nokta da burası. Kana dayanamıyorsanız uzak durun, canınız sıradanlıktan sıkıldıysa dört elle sarılın bu filme.

Kara Oyun (Black's Game): Reykjavik'te suç oranının tavanda olduğu yıllarda 6 çocukluk arkadaşının nasıl yeniden bir araya gelip İzlanda'nın önde gelen suç çetesini kurduklarını ve daha sonra nasıl battıklarını anlatıyor. Ben izlerken çok keyif aldım, çünkü hem görüntüler hem de kurgusu çok güzeldi. Trainspotting tadına, hızlı bir o kadar da "ah bunları biz de yapıyoruz" dedirten bir filmdi.


Hiç profesyonel olmayan bu film yorumlarımdan sonra, size söylemek istediğim iki üç şey daha var.
Birincisi, ben bayramın bu üç gününde yine Masumiyet Müzesi'nde çalışıyor olacağım. Tekrar tekrar söylüyorum, kitabı okuduysanız, ya da Orhan Pamuk seviyorsanız gelin. Müze çok güzel, çok huzurlu, dış dünyadan kopuk bir mabet gibi. Huzur işte ya, ne söylesem boş.

Onun dışında kasımda son MUN konferansım için Berlin'e gideceğim. Büyük bir heyecanla onu bekliyorum. Bugün saatlerce Guinea-Bissau'daki askeri darbe üzerine araştırma yaptım. Beynim yanma seviyesine geldi.

O psikolojiyle de bunları yazdım, çok kötü yazdıysam affedin, ama yine de filmleri izleyin hepsi çok güzeldi.

No comments:

Post a Comment