Thursday, 27 September 2012

canımın içi

"Canımın içi böyle şeyler yalnız romanlarda olur."

Yine uzun bir aradan sonra bir şeyler demeye geldim.
Yaz ayım güzel geçti, çok gezdik, çok güldük geri geldik.
Bu yılım da Abitur olsun, ÖSS olsun işte böyle streslerle geçmeye mahkum.
Şimdi size birkaç güzel kitaptan, insandan filan bahsedeceğim.
Ve araya yazdan bir fotoğraf sokuyorum, çünkü bu güzel insanı çok özledim.

İlk olarak Masumiyet Müzesi'nde çalışmaya başladım. Bildiğiniz -ya da bilmediğiniz- üzere Masumiyet Müzesi Orhan Pamuk'un aynı isimli kitabının hayata geçirildiği bir proje.
Kitap Kemal Basmacı'nın Füsun'a olan obsesif ve bir o kadar da duygulu aşkını anlatıyor. Kemal'in bu sevgiyi koruyabilmek için yaptıkları ve onu unutmamak için topladığı eşyalar üzerinden ilerleyen bir kurgusu var.
Müze de işte objelerin anılarımızda ve geçmişi hatırlamadaki değerleri çıkışlı. Kemal'in topladığı kitapta bahsi geçen her bir eşyayı müzede görmek mümkün.

Ben orada olmaktan, çalışmaktan ve müzeyi tekrar tekrar gezmekten çok fazla keyif alıyorum. Bunun temel sebebi de eşyaların benim de hayatımın bir yerinden tutması. Saklanmiş haritalar, tuzluklar, küpeler bana bir şekilde benim eskilerden sakladığım anlamsız -ama tekrar tekrar bakıp düşünmesi bir o kadar da güzel- eşyaları hatırlatıyor.

Kitabı okuduysanız mutlaka gelin, gezin beni de görün derim. Cumaları 2den itibaren oradayım. Kitabınız varsa tabii ücretsiz girebiliyorsunuz.
Gönül isterdi daha çok gün gidebileyim ama dershane ve okul el vermiyor.

Onun dışında Filmekimi yaklaştı bildiğiniz üzere. 4 tane filme bilet aldım. Ben ve Sen, Havana'da 7 gün, Kara Oyun ve Katil Joe olmak üzere. İzledikten sonra buralarda yine bi geri dönüş yaparım diye düşünüyorum.

Son olarak da yakın zamanda bir kez daha okudum. Cemil Kavukçu'nun Nolya isimli çok tatlı bir öyküsü var. Küçücük bir şey zaten ama büyük keyif.
Şimdilik bu kadar.