Sunday, 25 December 2011

o gün,


O gün karıncaları düşündü.

Aslında yapmamız gereken belki de onun neden moral bozukluğuyla evine gelip, üstünü bile değiştirmeden yattığını sormak olmalıydı. Ama biz ne onu tanıtmayı, ne de bir kez daha ilişkisini yüzüne gözüne bulaştırmış olduğunu anlatmayı uygun gördük.

Bir haftadır odasını temizlemediği belliydi, yerlerde giyip çıkardığı, deneyip beğenmediği kıyafetler, masasının üstünde ise iki gün önceki kahvaltının, dünkü akşam yemeğinin artıkları duruyordu. İlk başta onu rahatsız etmeyen karıncalar bir anda çoğalmaya başlamıştı.

O da oturdu ve karıncaları düşündü.

Niye karıncalar gibi olamadığını sordu kendine, çünkü onlar hep bir aradaydılar, tek bir tane karınca görmezdin mesela. Siyah bulutlar görürdün, yerin üstünde bulutlar mı?

Bu onun hayal gücü, karınca topluluklarından bahsediyor aslında. Simsiyah sürekli hareketli küçük karıncalardan bahsediyor. Onların yaşayışlarını düşünüyor hatta kendi kendine.

Karıncalar ne çıkar düşünürlerdi ne de başka bir şey. Bir arada mutluydu onlar. Yuvalarını beraber yaparlar, hep beraber yaşarlardı. İsyan edip tek başına yuva kuran karınca hayatı boyunca görmemişti. Hatta hayatı boyunca karınca dememişti. Karıncalar, onlardan hep karıncalar olarak bahsederdi.

Onun yapacak başka bir işi olup olmadığını sorabilirsiniz, neden böyle saçma ve basit bir canlıyı düşünerek vakit kaybediyor ki?

Ama karıncalar beraber yaşarlar. Etrafta kırıntı yoksa hepsi açtır, varsa biri yemeği ortak yuvaya götürmek için yola çıkar ve kırıntıyı binbir zorlukla tek başına taşımaya çalışır. Sonra bakarsın iki tane olmuşlar, bu zor işin üstesinden beraber gelmeye çalışırlar. Yemek bulmayı, açlığı, belki de mutluluğu paylaşırlar.

Bir sigara aldı, çakmak arandı etrafında.

Karıncalardan biri yatağının bacaklarından tırmanmış olsa gerek, yürüyüp yavaşça onun üstüne çıkmıştı. Hayatında ilk kez tek başına hareket eden bir karınca görmüş olmanın heyecanı onu çok uzun süre oyalayamadı, eliyle vurdu küçük karıncaya ve karınca düştü. Düştüğü anda siyah bulut yatağının dibine toplandı. Ölümü bile paylaşıyor bu karıncalar, dedi kendi kendine.

Oblomovluk vücudunun her köşesine işlemişti, ama karıncaları o kadar çok düşünmüştü ve sıkılmıştı ki, kafasını dağıtmak için sigara içmeyi çok istiyordu. O da kalktı ve mutfağa gitti. Sonunda bir çakmak bulabildi, sigarasını yaktı, bu sırada gözüne bir böcek ilacı takıldı. Hiç sorgulamadan yatağına geri döndü.

Masanın altındaki kırık parkede karıncaların hep bir arada durduklarını gördü, burası yuvalarının girişiydi herhalde. Yatağının bacağının yanında da siyah bir grup vardı, bunlar da öleni bekliyorlardı.

Çok fazlaydılar, neden yetmiyordu güçleri bir şeyleri değiştirmeye? Fazla ve bir arada. Başka ne gerekliydi? Mutlu ve inançlı. Neden sadece basit karıncalar olarak kalıyorlar? Paylaşım ve beraberlik. Peki neden, neden bir şeyleri değiştiremiyorlar hala?

Bu noktada okuyucu, onun gerçekten hiçbir işi olmadığına kanaat getirecektir. Kendi dünyasında küçük bir benzetmeyle hayatındaki bir şeylere anlam vermeye çalıştığını düşünecektir.
Onun kafasındakiler ise çok farklıydı.

En sonunda sinirli bir şekilde yattığı yerden kalktı, yine mutfağa gitti.

Evet, karıncalar birbirine sahipti ve inançları vardı, onunsa böcek ilacı.


Burada paylaştığım ilk kısa öyküm olarak kayıtlara geçsin.

4 comments:

  1. ilk kısa öykün o kadar güzel ki, devamını düşünemiyorum!

    ReplyDelete
  2. sonunda yayınladın tebrikler :D

    ReplyDelete
  3. Mia, teşekkür ederim.

    Adsizcim sanki yılların beklenen öyküsü gibi bir hava olmuş bilmem canım öyle istedi öyle koydum.

    ReplyDelete
  4. neye kanaat getirdiğimi nerden bilicejsşbb-

    ReplyDelete