Tuesday, 25 October 2011

bir zamanlar anadolu'da

İki gün önce bir zamanlar Anadolu'dayı izledim. Nuri Bilge Ceylan ve Cannes'da ödüllü filmi diyince beklentiler de yüksek oluyor haliyle. Ve beklentilerimi tam olarak karşılayan bir işe imza atmış kendisi.

Hikaye polis, jandarma ekibi, savcı ve bir suçlunun bir şeyleri aramasıyla başlıyor. Bu arayış oldukça uzun bir süre devam ediyor ve ne arıyorlar, ne arıyorlar diye deliriyorsun. Tabii ki tahmin etmek kolay ama yine de şaşırtıcı bir şeyler için kafa patlatıyor insan.


Benim size anlatmak istediğim senaryo değil, bunu mutlaka okumuşsunuzdur ya da okursunuz. Bahsedeceğim iki üç şey var birincisi Nuri Bilge Ceylan'ın filmiyle ilgili dedikleri.
Filmde arabada arayış sürerken manda yoğurdu üzerine, yabancılaştırıcı bir diyalog geçiyor. Bu diyaloga neden yer verdiği sorulunca Ceylan şöyle diyor: "O sahnede manda yoğurdu yerine karakterlerin güncel siyasetten bahsetmelerini de sağlayabilirdim, ancak öyle bir siyasetimiz var ki bu gün böyleyken yarın başka türlü. Kalıcı değil. Manda yoğurdu ise bundan on yıllar sonra bile kalıcılığını ve kalitesini korumaya devam edecek."

İkincisi ise karakterlerin seçimi ve aralardaki mizansenler. Eğer en iyi karakter Oskarı diye bir şey olsaydı bu film önümüzdeki on sene boyunca üst üste alırdı Oskarı. Öyle bir şey ne kadar mümkün olmasa da. Her karakter bir tip, ve anadolu hayatından ve insanların yerleşmiş şartlı düşüncelerinden bir şeyler sunuyor izleyiciye. Örneğin komiser Naci'nin karısnın doğuştan engelli çocuğu için yaklaşımı şu şekilde: "Allah neden bizi seçmek zorundaydı, neden biz de başkası değil?"
Bu tarz basit diyaloglar üzerinden Anadolu insanı ile ilgili çıkarılabilecek şeyler çok fazla. Bu film üzerine çok daha uzun konuşabilirim aslında, ama sıkılırız bu sebeple burada keseceğim.


Ben filmi yanımdaki ünversitelilerin horultularıyla ve sağımdaki adamın "Her önüne gelen film çekiyor, ben de senaryo yazacağım çeker herhalde." söylemleriyle izledim. Umarım daha iyi koşullarda izleme fırsatı bulursunuz, ya da çoktan izlemişsinizdir.

Önümüzdeki haftalarda film Paris'te bir festivalde görücüye çıkacak. Bu festival çok önemli, çünkü genelde Oscar sonuçlarına çok yakın seçimler yapıyor, orada iyi olan Oscar'da da iyi hesabı. Ceylan'a filmiyle bol şanslar diliyorum ben buradan. Oscar'ı çok hak ediyor. Kalbim oralarda olacak.

Film izlendiyse gülünecek final: Kola var mı?


Dipnotumsu: Once Upon a Time'ların Anadolu ayağını çekmesi de çok güzel oldu. Amerika Meksika West mest derken en güzelini yaptı Nuri Bilge.

Sunday, 16 October 2011

filmekimi güncesi

13 Ekim Perşembe günü, matematik abituru olduğum gün. Matematik abituru dediğimiz güzel sınav biçimi 1buçuk saat sürmekte ve üç sorudan oluşmakta. Kafamın halini siz düşünün gençler.

Okulda çıktıktan sonra, Mustafa Amca'ya gidip bir adet Yusuflu Atılganlı Aylaklı Adamlı kitap okuyup çay içtim . Saat 7deki filme gidene kadar bir de Oblomov'u aldım.

Bu gün aynı zamanda Inni'yi izlediğim gün.

Gördüğünüz gibi gitarı yayla çalan güzel insanlar bunlar.

Inni; Sigur Ros isimli İzlandalı post-rock grubunun konser kayıtlarının toplaması niteliğinde bir film. Toplasan on dakika (Konuşmalardan birinde gitariste ne tür müzik yaptıklarını soruyorlar ve cevap "heavy metal", komikli şakalar böyle) konuşma var ama müzik, sahne ve konserler enfes. Sigur Ros seviyorsanız, biliyorsanız ya da post-rock'la ilgiliyseniz keyif alırsınız. Yoksa siz de salonun yarısı gibi filmin ortasında çıkarsınız. (Bunu da anlamıyorum katalogdan okumuyor musun yani filmin neyle ilgili olduğunu, çıkacaksan uyuyacaksan gelme, bilet bulamayan bi ton insan var.)




14 Ekim Cuma günü, Beril'in ve Ege'nin doğum günü ve okulun aşırı boş geçtiği sıkıcı bir gün.
Amma ve lakin, bu günün filmi favori festival filmi olma adayım.

A Dangerous Method; Freud ve Jung'un 1910'lu yıllarda başlayan ilişkisini anlatıyor. Freud psikanaliz teorisini geliştirmeye başladığı sıralarda Jung da bir hastası üzerinde bu konuşarak tedaviyi deniyor. Hasta rolünde akıl hastası bir Keira Knightley var ve oldukça başarılı. Filmde 20 yıla yakın bir süre çok hızlı bir şekilde anlatılıyor ama hem müzikler enfes hem de satır aralarında Freud'a dair çok önemli tespitler var. Büyük ihtimalle vizyona girer oyuncu kadrosu sağlam oldukça, izlersiniz belki.

15 Ekim Cumartesi günü; dershanedeki kimya sınavında çok güzel netler yaptığım gün. Aynı zamanda çıkışında Subwayde enfes yemek yiyip taksime geçtiğim gün olarak da bilinir.
Beyoğlu sinemasının keyifli duvarlarıyla tomboy'u izledim bu gün.


Tomboy; Fransız yapımı tam bir festival filmi. Laure isimli, erkek saç kesimli ve o tarz giyinen bir kız, yeni taşındıkları mahallede kendini Mikael isimli bir erkek olarak tanıtıyor. Havuza gittiklerinde mayosunun içine hamur koymak tarzı şeyler bile yapıyor. Daha sonra küçük kız kardeşi de bu oyuna ortak oluyor ve kendi yaşıtı bir kız ondan hoşlanmaya başlıyor. A Dangerous Method favorim olur sanıyordum ama mini mini bir fransız yapımı birinciliği ondan alarak şampiyonluğa taht kurmuş bulunuyor. Şiddetle tavsiye edilir.

Son olarak söyleyeceğim şu ki resim hocasının ricası üzerine 29 Ekim'le ilgili bir vidyo hazırlıyoruz. Konu "Cumhuriyet hakkında ne düşünüyorsunuz?" Farklı insanlarla konuşup bunları birleştiriyoruz. Aşağıda en renkli karelerden bir tanesi var, izlemek size çok şey katacak benden söylemesi.

Ya bu vidyo hd'ydi. Sonra yükleyince bi acayip oldu.

Ah ve yarın tam 135 dakika süren Almanca Abiturum var.