Saturday, 29 January 2011

iki üç canavar banavarla ablukada

Büyük ev ablukada'yı da canlı izlemiş olduk. Nefis de eğlendik. Ne çaldılar diye sorun, her şeyi çaldılar ne varsa. Canavar banavar solist tabi, Afordisman Salihins -itiraf ediyorum bunu kopyala yapıştır yaptım- filan. Konserde bi ara AKORTisman dediler *gülüşmeler*. Böyle küçük komikli şakalar filan.

Bu arkadaşlar şarkı sözlerini sevgilinize sms atabileceğiniz çok çiço bir gruplar, tüm parçalarını  iŞTE BURDAN dinleyebilirsiniz, indirebilirsiniz.


Bir de ben yine fotoğraf çektim:





Soldan sağa:
 Afordisman Salihins, Galvaniz Gelbiraz, Canavar Banavar, Gelicem Nerdesin, Bass Bariton, Ben Tek Siz Hepiniz


İsimleri çokgzel he.
Bu sıralar hep böyle fotoblog buralar ya. Valla.

İkinci yeni'den bahsedicem demiştim. Bunlar güzel insanlar, Garipçilerden sonralar, daha garipler. Büyük ev ablukada'nın ismi de Turgut Uyar'ın aynı isimli şiirinden geliyor.  Ama benim en sevdiğim Edip Cansever abimizden, tüm sıkılanlara geliyor. DIDIDINN.

Yine çok fazla link oldu. Çok üzülüyorum. 
Hayır, çok link olmasına değil.

Çok iyi bir insanla, kendi saçmalıklarım yüzünden kavga ettim. 
Şimdi yüzümü bile görmek istemiyor. 
Yani bence istemiyordur.
İstese bile ben istemem artık.
Galiba. 
Konuşsam mı bilmiyorum, konuşsam bile ne desem bilemem. Zaten kötü, iki gündür emesen penceresini açıyorum, sonra dayanamayıp yine kapıyorum. Ne yapsam ki?

Bak yine yaptım, açtım sonra kapadım, yine.

Saturday, 1 January 2011

çok tehlikeli 'kariyerimi tasarlıyorum' yarışma yazısı

Şimdi bu yazıyla ilgili ne düşündüğünüzü, neyi düzeltsem daha güzel olacağını söylerseniz ben çok sevinirim. Biliyorum, biraz fazla dramatik oldu. 

            Küçüklüğünde her insan doktor olmak istemiştir ya, öyle bir hayalim olduğunu hatırlamıyorum. Hep genetik okumak isterdim, kendimi bildim bileli “Genetik Mühendisi olacağım ben!” derdim. Hiroşima’da atom bombasının patlaması üzerine olan, çocukların kopan uzuvlarından, parçalanan organlarından, değişen genetik yapılarından bahseden bir kitabı okuduğumda artık yerimde duramıyorumdum, tek isteğim genetiğin şifresini çözmek ve yapay olarak doku üretebilecek, bunları sinirlere bağlayacak bilgiye sahip olmaktı.
            Genetik mühendisliği hayalleriyle devam ederken, okuduğum okuldan, Alman Lisesi’nden, bu bölümü kazanmanın çok kolay olduğunu, Abitur yapıp istediğimi çok kolay elde edebileceğimi düşünürdüm hep. Evde oturur, blog yazar, konu geleceğe geldiği zaman hayallerimi anlatırdım. Bir gün Amerikalı bir kızın blogunu okurken çok ilginç bir resim gördüm, resmin LSD adı verilen ve Albert Hoffman tarafından tesadüfen sentezlenen bir uyuşturucu etkisi altında çizildiğinden bahsediliyordu. Karmaşık renkler, birbirinin içine geçmiş silüetler... İlgimin odağı bir anda bu maddenin kimyasal yapısına çevrildi. Uyuşturucuların, ilaçların, ve çeşitli sentetik olarak laboratuarlarda üretilen maddelerin insanlar üzerindeki etkilerini araştırmaya başladım. Bulduğum ilk boş vakitte, evdeki tüm medikal kitapları çıkarıyor, biyokimya üzerine her şeyi öğrenmek istiyordum. Konusu açıldığında, arkadaşlarıma ne kadar çok şey bildiğimi göstermek için, kimsenin telaffuz edemediği latince molekül isimleri söylüyordum.
            Bu konu üzerindeki bilgim arttıkça, “çözülemez” olarak nitelendirilen hastalıklara “Neden?” sorusuyla şüpheci olarak yaklaşmaya başladım. Genetik ya da sonradan edinilen hastalıkların, insanlardaki etkilerini ve şu ana kadar denenmiş ilaçlar üzerine makaleler okudum. Hepsini anladığımı tabii ki söyleyemem, belki de yarısı hakkında hiçbir fikrim yoktur; ama bilgi güçtür, ve bildikçe daha çok ilerleyeceğim. Biyokimya okuyacağım; kanserli yakınlarının odalarında ağlayan insanların yüzünü güldürecek, Huntingtons’ la boğuşan kadınlara çare olacak, ve uyuşturucu batağındaki sefil insanları kurtarmayı deneyeceğim. Elbette herkes hayal kurar; ancak bu hayaller onlara inandığın kadar gerçektir..

Çok tehlikeli 2011 yazısını daha sonra yazmayı planlıyorum. Hepinize yeniden kocaman mutlu yıllar.