Monday, 15 November 2010

Altı Süper Film Birden

BAYRAM TATİLİ GELDİ lan sonunda. Çok sıkılıyordum ben okulda. Gerçi şimdi de evde çok sıkılıcam kesin. Bayram ziyareti kavramıyla karşı karşıyayız bir de. Akrabaları gezme olayları çok sıkıcı. Tek güzel yanı yaptıkları yemekler. -hep yemeği düşün gerizekalı 90 kilo olucaksın.-

O kadar üşengeçliğime rağmen şu an yazı yazıyor olmamın sebebi de bir anlaşma yüzünden evde oturuyor olmam. Haftaya cumartesi günkü Alphawezen konserini heyecanla bekliyoruz biz buralarda. Ama konserin 11buçukta Bronxta oluşu annemi gerdi, dedim anne dedim, iki gün evde oturayım izin ver dedim. Tımam olur dedi. -sonra gazını alamadın annein gözüne girmek için dün tek başına tüm evi temizledin salak kız seni.-

 Hiç fotoğraf çekmiyorum çok uzun zamandır. Zaten hep boş işlerle uğraşıyorum bu sıralar. Konser için iki gündür evde oturduğumdan film izledim bikaç tane.

Solda ezik kızımız Tracy, sağda havalı olan.

Thirteen; Okulun en popüler kızıyla, okuldaki en silik kızın çok yakın arkadaş olmasıyla başlayan çok klasik kurgulu bir film gibi görünüyor ilk başta. Daha sonra bu silik kızımızın aile ilişkileri de karmaşıklaşıp işin içine seks uyuşturucu filan girince film ilginçleşiyor. Çok çok harika değil ama boş vaktiniz varsa izleyin derim.

The Dreamers; 1968 Fransa'sında öğrenci grevlerinin olduğu zamana kurulu bir öyküsü var. Amerikadan bir yıl boyunca Paris'e okumaya gelen film delisi Matthew'in yine aynı zevkleri paylaşan Isabelle ve Theo kardeşlerle arkadaşlığını anlatıyor. Her anına kadar şaşırtan, süper bir film. Ama eğer çıplaklı, cinsel içerikli filmlerden hoşlanmıyorsanız tavsiye etmem.

Bi ara hapse giriyor işte kendisi.

Blow; Johnny Depp dünyanın en havalı uyuşturucu satıcısı rolüyle karşımızda. Masum bir öğrencilikten nasıl dünyanın en başarılı satıcısı olduğunu anlatıyor ve gerçek bir hikayenin filme uyarlanmış hali. İlk başları çok keyifli ama ortalara doğru aynı şeylerin tekrarı görülüyor insan biraz sıkılıyor; ama hoş bir sonu var.

Alice in Wonderland; Orjinal Alice Harikalar Diyarında'nın bir alternatifi olan bu filmi çok uzun zamandır izlemek istiyordum, bence insanların bu filme kötü demesinin sebebi orjinal kitabı ve onun devamı niteliğinde olan Through the Looking Glass'i okumamış olmaları. Daha nikah sahnesinde iki öyküye de bir sürü gönderme vardı, ve film boyunca da yüzüm güldü bunlara. Ama asıl kurgu Jabberwocky şiiri üzerinden yapılmış ve "Why is a raven like a writing desk?" çok fazla gündeme getirilmiş. Keşke kitaptaki gibi saçmalıklarıyla bırakılsalardı. Ve Cheshire Cat'in söylediği "We're all mad here." bölümünü koymamışlar çok üzüldüm. Önce kitabını okuyun, sonra izleyin derim. Ah bir de H. Bonham Carter'la Johnny Depp yine başarılı.


Gezici tiyatroları.


The Imaginarium of Doctor Parnassus; Dr. Parnassus isimli abimizin şeytanla kızı üzerine anlaşma yapıp sonra pişman olmasını temel alıyor. Şeytan ona bir şans daha verince gezici tiyatrosuyla iddianın gereklerini yapmak için geziyorlar filan böyle. Ona, yardımcısı Percy'ye, kızına bi de kızını seven bi çocuk var ona, yardımcı olarak Tony Shepherd diye bir karakter geliyor. Bu karakteri film boyunca Heath Ledger, Johnny Depp, Jude Law ve sonra da Colin Farrel oynuyor. Filmin kendisi ve kurgu çok iyi olmasa da sırf Tony karakteri için izlenebilir. Aradaki geçişler cidden çok keyifli.

Paranoid Park; Kaykaycı bir çocuğun kazara bir cinayete karışmasıyla başlıyor. Film genel olarak bunun üzerin kurulu ama çok farklı bir şekilde anlatılıyor. Olayın zamanını anlayana kadar bir de bakıyosun film bitiyor. Çok dramatik bir sonu var benden söylemesi.

3 comments:

  1. bi kaç film demişsin yardırmış gitmişsin ama.
    boş vakit denen şey bu olsa gerek. bir de bayram var tabii malum. şanslısın lan konser falan.

    ReplyDelete
  2. Çok güzel olmuş dostum, film yorumu böyle yapılır.

    ReplyDelete
  3. melis: Biraz abarttım sanırım film işini ya. İki gün boyunca evde oturmak yaramadı pek. Teşekkür ederim umarım gidebileceğim ya.

    astronot: hohoho sağ ol, çak kanka.

    ReplyDelete