Wednesday, 22 September 2010

Dağlar İçin Şarkılar Yazmışlar

Bu yazıya madde-ışık sergisini gittiğimi söyleyerek başlayabilirdim, gitseydim tabi. Okulumun ikinci haftasında derslerin daha da sıkıcılaştığını, ve beni hayattan bir kat daha soğuttuğunu anlatsam da çok sıkılırdık herhalde. Ya da antremanlarımın her gün 10dan önce bitmediğini, çok yorucu olduğunu ve canımın hiç oynamak istemediğini de söyleyebilirdim.


Sevdiğim insanların hepsinden giderek uzaklaştığımı da anlatabilirdim, hepsine nasıl ters cevaplar verdiğimi, onları kendimden teker teker nasıl soyutladığımdan bahsedebilirdim, bunu yapsam belki biraz üzüntüm geçerdi paylaşmış olurdum en azından. Yalnız kalmayı aslında sevdiğimi söylerdim en ergen tavırlarla.


Biraz daha eğlenceli bi insan olabilmeyi, insanlara pozitif yaklaşabilmeyi, bu kadar bencil olmamayı dileyebilirdim, sonra bunu bile dilemeyecek kadar bencil olduğumu, başkalarını zerre kadar umursamadığımı söylerdi şu an aramın iyi olmadığı biri.


Bunalımın ilk belirtsinin hasta olduğunu düşünmek olduğunu söylerdim, o zaman fark ederdik ki eğer biri "Bunalımdayım." diyorsa bu sonu olmayan bir çemberdir. Çünkü hasta olduğunu düşündüğü için bunalım başlangıcı olduğunu, ben de buna inandığım için bunalımda olduğumu da yazabilirdim buraya. Belki o zaman bana bunu nereden biliyorsun derdiniz, ben de en yakın arkadaşımın annesinin patalog olduğunu eklerdim bilmişlikle.


En sonunda bu gün antremanım iptal olduğu için yeniden mutlu olduğumu hatta istiklalde dans ettiğimi söyleyerek ne kadar ergen olduğumu bir kez daha kanıtlayabilirdim. Ve Didem'in bana en sonunda çok istediğim küpeleri aldığını eklerdim, bunun beni daha da mutlu ettiğini. Bunları söylerdim tabi küpelerden biri aynı gün kaybolmasaydı.


Bunların hepsini söyleyebilirdim, siz de ya okurdunuz ya da sıkılıp yarıda bırakırdınız. Ama ne desem bilemem, hiçbirini söyleyemem. Tek söyleyebileceğim,


monoton.





Alıştığın düzenden kurtulmanın tek yolu bu.


Kaçmanın.

Wednesday, 8 September 2010

Beklenmeyen Bir Etki Görüldüğünde

Rize'den sonra huzuru bulamamış ergen ayaklarında takılmaya devam ederken, günün sevdiğim saatlerini değerlendirmeye karar verdim. Sabah 3-5 arasına tekabul eden bu saat, aynı zamanda sahur vakti oluyor canlarım.


4 gibi telefon, fotoğraf makinesi derken çıktım dışarı. Sitenin arka taraflarına doğru yürürken güvenliklerin harika bakışları neredeyse eve dönmeme sebep oluyordu.


Hilalle yetinmek zorundayız, yıldızlar çıkmadı.


Ama gittim çimenlere yattım tek başıma. Tam 49 tane yıldız vardı. Yalnız olmayı severim ben, karmaşanın ortasında tek başıma. Normalde bir sürü insanın olduğu yerler, koşturmacanın olduğu yerler bomboş olur ya, terk edilmiş sakin filan. Öyle severim ben. 49 tane yıldızla severim.


Temsili baykuş fotoğrafı.


Tam mutluyken, yüzümde aptal bi gülümsemeyle, baykuş olsa ne güzel olur lan diyip, havaya bakarken; 


"Eviniz yok mu sizin?"


dedi biri. Sitemin güvenlikleri koruyacak başka bir şey yok gibi insanları benden korumaya karar vermişler. Beni siteye gelen evsiz sandıklarını söyledikten sonra, yıldızları izliyorum yeaaa nirvana abijieam deyince bunun ne kadar uygunsuz olduğunu söyleyip yanımdan uzaklaştılar. 


Gece hiçbir şey yoktu olum çekicek.


Güneş 5:30ta doğacak dediler bana, güneş filan doğmadı bekledim altıya kadar dışarılarda. Sonra pes ettim, eve çıkıp taksime gitmek için hazırlandım ki bu da bir başka hikayemiz.




Bu ergen triplerinden sonra, ergenliği bir de küçük bir erkek çocuk olarak yaşamaya karar vermiş olmamdan olsa gerek, age of empires 3 oynamaya başladım. Kuzenim ve kardeşimle sürekli, her boş vakit bulduğumuzda oturup multi eyc of oynuyoruz. Erkeksen ergenlik daha zevkli lan.


Sonracığıma yıllardır satranç oynamayan ben, dedim oyun güzel. Güzel çünkü bulan adam deliymiş.




Deliymiş çünkü olum, L şeklinde ilerleyen taş kafası? Hangi adam bir taşı L şeklinde yürütür lan. L var bir de Death Note'ta çok güzel adam. Adam gibi adam.Bunlar bahane, sadece 97'li milenyum kardeşimin beni satrançta yendiğini saklmaya çalışıyorum.


Pazartesi okul açılıyor. Onun dışında tam gaz antreman desem de inanmayın. SAKATLANDIM. Bacağım sakat ve ekte görülen rapora sahibim.


Ki bu da tam 7 (Yedi) gün istirahat etmemi söyleyen bir olay. 




Şimdi tek ihtiyacım olan Ankara'ya 1 (Bir) adet tren bileti. Onu alana kadar her şeye metroda bekleme umursamazlığıyla -and the credit goes to sonnenfresser- yaklaşmaya devam edebilirim. 


Evet evet, benim olaylara yaklaşımım tam olarak böyle.


Doktorunuza başvurunuz.