Sunday, 29 August 2010

Sen Yoksun, Nem Var

Modaya giderseniz eğer, Ali ve Kemal Usta'nın oraya hani, dondurma ve waffle yemeye, yoldaki yazılara dikkat edin. Yol dediğim de duvarlar canım. Modernizm vidadır demişler, bir de şunu:


Dimi öyleydi cidden, buralar eskiden hep yeşildi. Taş, beton, milletin ciyak ciyak bağırdığı, mitinglerin yapıldığı bir yer değildi. Bu gün de Referandum'a hayır mitingi vardı. Kadıköyde bulunmamın amacı da buydu esasen, hayır'ı savunduğumdan mı? Hiç sanmam. -İlk kez siyasi içerikli görüş belirten bir şey yazıyorum, yerlerinizi alın, kemerleri bağlayın, uçuşa geçiyoruz.-

Eğer yaşımı doldurmuş olsaydım, ilk düşüneceğim Boykot olurdu, çünkü bu ülke ne Akp'nin dayatmalarıyla ne de Chp'nin sahte muhalefetiyle bir yerlere gelebiliyor. O zaman neden hayır diyoruz, çünkü şimdiye kadar tepkisiz kaldık, tepkisiz kalmanın bir çözüm olmadığını insanların bunla daha da tepemize çıktığını gördük. Şimdi hayır diyoruz, ve en azından seçimle başa gelen Tay-yeap'ime onu destekleyen insanların biraz da olsun azaldığını gösteriyoruz.

Ciddi siyasi görüşlerimden bu kadar, gayri ciddi mod strikes back. Ama önce bugün çektiğim fotoğraflardan slayt şov hazırladım siz güzel insanlara.


                            view all pictures of this slideshow  Sonuna kadar bakın bence hehe.

Şimdi siz diyorum ya, ama bu blogun sadece 11 takipçisi var, aslında o öyle değil bak. Gizli gizli okuyup bana söylemeyenler var, sonra okuyup emesenden yorum yapanlar var. Ayrıca şu geçtiğimiz haftada 4 kişi daha sık yazmamı söyledi. Hatta bir tanesi tekrar tekrar okuyorum çok zevkli yazıyorsun dedi. Canlarım benim, gizli kimliğinizle seviyorum ben sizi.

Hadi o zaman hepimizi sevindirecek bir kitabım var. Remzi kitabevini soydum ben! Soydum derken, mecazen canıım. Çok uzun zamandır istediğim bir sürü kitabı aldım. Ve de en güzeli A Clocwork Orange'ın çok çok güzel bir baskısına sahibim artık.


İlk gördüğümde dans ettim, zıpladım, yanlışlıkla Penguin Readers rafını devirdim, çok özür dileyip kasaya doğru devam ettim. O kadar mutluyum ki, bir sürü kitabım var çok güzel. Çok çok güzel. Çocuk gibiyim.

Sezyum Reyiz, hastayım sana. Paylaşıldıkça güzel.

Bu gün teyzemi tavlada 5-0 yendikten sonra, gazımı alamayıp babamla oynamaya gidiyorum, 5-0 yenileceğim sanırım.

Yarın sabah 7:30taki antremanımda görüşürüz. İyi geceler.

Thursday, 19 August 2010

Işık Hızında Yolculuk

Senle ben hiç sınırı geçemedik ki.

Çok uzun süredir hiçbir şey yazmadım. Aslında geçerli sebeplerim de var denebilir. Her gün sabah 7buçukta kalkıp antremana gidiyorum. Evet okul bile o saatte başlamıyor. Evet delirdim ve altıda kalkıp her gün antremana gidiyorum. Hayır voleybolu bırakmayı düşünmedim. Pazartesi, çarşamba ve cuma günleri de sabah gidiyorum eve gelip uyuyorum sonra akşam bir daha gidiyorum. Günde çift antreman yani. %90 nem.

Salı ve perşembe günü de sabahları var sadece akşamları bir şeyler yapıyorum. Mesela bugün Cemleydim. Hayatın anlamı üzerine çok ciddi muhabbetler yaptık. Popüler kültür problemlerimizden cinsel hayata, alkolden uyuşturucuya, gençlik problemlerinden referanduma kadar bir sürü konuyu ele aldık. Filan dermişim. Gerçi öyleydi. Eğlenceli bi gün geçirdim.

Onun dışında son iki haftada sadece Çınar ve Egeyle dışarı çıktım. Çınar demişken naber abi, filan. Yok Çınar şimdi Sırbistana gidiyor. O gittiği için de ben çok üzülüyorum. Ege de üzülüyor sanırım. Bu gün 19'u olduğuna göre de sadece 8 gün kaldı. Bana kalırsa antreman dışındaki kalan tüm zamanımı onla geçirebilirim. O geçirmez gerçi, ama orası da onun bileceği iş. Çınar seni çok seviyorum, canım benim.

Oha lan uzay gemisi, dermişim mesela.

Bence çok güzel oldu bu fotoğraf, basıp cüzdanıma koymalık tam.

Yoğun duygu patlamasının ardından biraz da yeni keşfettiğim kutu oyunlarına gelelim. Yeni keşfettiğim diyemesem de son günlerde oynadığım işte. Bebeklik arkadaşım bize geldi, biz de dedik zaten sıcak yeaa çocukluğumuza dönelim oyun oynayalım filan. Twister, Risk filan derken odam en son şöyle görünüyordu.

Arkada domino taşları, iskambil kartları ve okey taşları da mevcut. Bunun bi de diğer tarafı var. 

Toplamak bayaa vaktimi  aldı, sonra hızımı alamadım tüm evi topladım. Annemle aram zaten iyiydi daha da iyi oldu. Sevinçten yerimde duramıyorum.

Bir de Bired Pite geçici süreli bir aşık olma sendromu yaşıyorum. Snatch'i izleyin izlettirin. Filmin en güzel sahnelerinden birinde üstsüz, slip donlu Biret pit yanan bir karavana koşmaya çalışırken Massive Attack Angel çalıyor. Aşık olmayıp da ne yapıcam.

 Buyrun bu da Massive Attack Angel.

Aşk demişken, ben House'a gerçekten aşığım ya, öyle böyle değil.

Vicodin nokta

Bir de Aaron Funk, sen varya sen. Sen de çok güzelsin.


Güzel mi, İngiltere güzel. Bu yıl Ayşe'yle gitmek çok isterdim, olmadı denk gelmedi filan, üzüldüm ama artık bu yıl Gençtur'la çok güzel 3 hafta gidiceğimiz için içim rahat. Benim yerime Alihan gitti İngiltereye. Bu fotoğrafı da ben git en yakın telefon kulübesiyle fotoğraf çektir dediğim için çektirdi. Çok sevimli değil mi? Evet öyle.

Selam beyler, ben Alihan'ın bunu gördüğünde vereceği tepkiyi hoş karşılamaya hazır zihniyet, soruları alayım.

Evet Alihan çok iyi bir insan ve onu da seviyorum. Adam Össde ya da Lys işte her neyse, onda Türkiye 120.si. Daha ciks olabilir mi. Resmen bunla ben hava atıyorum.

Aslında amacım bu yazıyı bitirince Lock, Stock and Two Smoking Barrels'ı izlemekti, ama malum yarın sabah 7buçuk akşam da 4buçukta antremanım olduğundan Ezgi için yatma, İstanbul için iftar vakti. İyi geceler.

Not: Başlık için buraya