Monday, 5 July 2010

Özgürlük ve Öfori

  • Özgürlük: En genel haliyle, bağlı ve bağımlı olmama, dış etkilerden(etkenlerden) bağımsız olma, engellenmemiş ve zorlanmamış olma halini dile getirmektedir.
  • Öfori: Kişinin hoşnutluk duyduğu ve kendisini iyi hissettiği bir ruhsal durumdur.
Bu ikisinin birleşimi de Unirock Open Air Fest III oluyor. (En azından Overkill, ikinci günün akşamı ve son gün.)


İlk gün festivali None Shall Return adlı torpille Unirock'a gelmiş, Ankaradan 94lü bir grup açıyordu. İzleme zahmetine bile girmedim. Arkadaşlarımın dediklerine göre Lamb Of God çalmışlar ve oldukça kötüymüş.


Üçüncü sınıf Black Metal gruplarını Belphegor'la açtık. Hem seyirci ruhsuzdu, hem black metal zaten güzel bir tür değil, hayatımın en kötü konseri diyebilirim. Resmen ortamdan soğudum, festivale etmediğim laf kalmadı, neredeyse Sonisphere'ın ne kadar harika olduğundan bahsedecektim. Bondage Goat Zombie'den çalmarına rağmen olmadı. 




Entombed'la ,ilgili bir şeyler yazmak istiyorum ama hatırlayamıyorum bile ne izlediğimi, diğer günlere kıyasla çok sönüktü. Grubu zaten çok iyi bilmiyorum, Petrov'un sümükleri oldukça çirkindi ama. Ah bir de Berk ve Taylan entomb'd diye okunduğunu söylüyorlardı, ısrarla entümb'd dedim, Petrov da öyle dedi, haklı çıkmak ve sonraki gün heaven shall burn'deki shall'ın nasıl okunduğunu bana sormaları egomu iyice tavan yaptırdı.




Behemoth diğer black metal gruplarına göre daha iyiydi demek istiyorum, ama black değil blackened death metal yapıyorlar. Slaves Shall Serve, Ov Fire and the Void falan fena değildi ama onlar da sönük kaldılar diğer gruplara göre. 




Overkill en iyi performanslardan biriydi, Mark yanımda solistin sesini beğenmediğini söyleyip durdu, ama gayet güzeldi. Blitz'in İstanbul is rotten to the coreee sözleriyle fena gaz oldum, Mekinle kafa sallayarak pogo aradık. Fuck You harikaydı, ilk günün en iyi konseriydi.


Cannibal Corpse'ta sadece ilk 4 parçayı dinledim, onları da bilmiyordum çok iyi. Annemin telefonla tacizleri yüzünden Hammer Smashed Face'i dinleyemeden çıkmam gerekti, çok üzüldüm ama diğer günler beni oldukça iyi teselli etti.


İkinci gün sıcakta pişmemek için daha geç gideyim dedim. Beşiktaş'ta Ege'yi beklerken Sabaton'u kaçırdım. Sağlık olsun diyorum.


Uzun saçlı fotoğrafını bulamadım yahu.


Necrophagist'in performansı beni benden aldı. Muhammed'i ağzım açık izledim. Bir anda 6-7 perde aşağılara inmesi, aynı anda söylemesi, peygamber olduğunu bir kere daha kanıtladı. Saçlarını da uzatmış, sarışın seksi bir alman olmuş. Aksanı bozuk olsa da çok güzel Türkçe konuştu. Şimdi ilk albüm dönüyorz, Foul Body Autopsy -buraya efsanevi gitar rifflerini giriniz- tarzı konuşmalarıyla resmen milletin Türk milliyetçiliğini ortaya çıkardı. Advanced Corpse Tumour çalmadılar ama Fermented Offal Discharge inanılmaz iyiydi. En pogocu insanlar bile sabit durup Muhammed'i izliyordu. Ama diğer gitaristlere de ayıp oldu yahu.


Necro bitince yemek yemek için dışarı çıktık, Dark Funeral yine 3.sınıflığını konuşturuyordu içeride. Son iki parçaya yetiştim. Ne olduklarını da bilmiyorum, zaten tüm parçalar birbirine benziyor ve ÖĞHÖĞHÖĞ modunda. 


Evergrey fena değildi ama hiç bilmiyordum grubu. Ve çok romantik takılıyorlardı, solistin hareketleri çok gaydi inanılmaz sıkıldım. Alp'i rahatsız ettim, koşturdum, konuştum sıkıntım geçmedi en sonunda gidip Cansu'yla bir kenara oturdum.


Grave Digger'ı izlemeye vaktim olmadı, Ege'yle Çınarlara gittik bir çadır daha aldık. Bütün yol boyunca Amorphis'i kaçırırsam nasıl sinirleneceğimden bahsettim. Herkes çok güzel olduğunu söyledi, artık bir başka bahara.


Taksiye bindik, geldik, koşa koşa çadırı kurduk, bileklik işlerini halledip sahne önüne girdik. Küçük kız çocukları gibi ellerimi çırparak heyecanla bekleşirken Silver Bride'la mis gibi bir giriş yaptılar. Tomi'nin mikrofonunun sesi çok kısıktı ya da sahne önüne öyle geliyordu bilemedim orasını ama yine de güzeldi. Ata grubun çok kötü olduğunu falan söyledi. Umrumda değil gayet güzeldi. Ayrıca Tomi'nin saçları diyorum ve sözü fotoğrafa bırakıyorum.




From the Heaven of My Heart'ta Ege'nin sırtına çıktım, Tomi'yle göz göze geldim boylarımız neredeyse aynı hizadaydı. Ses cidden çok kısıktı ama güzeldi.


Tüm konser My Sun ve My Kantele bekledik, ikisini de çalmadılar. Ki normalde hep çalıyorlar, sinir olmadım değil.


Black Winter Day'le çok güzel bir kapanış yaptılar. Tabiki yine ne pena kapabildim ne de baget.


Üçüncü gün gelir gelmez Ege'yi buldum ve otobüse binip koşa koşa Taksim'e gittik. İstiklal Kitabevi'nden Yann Tiersen ve Massive Attack biletlerimi aldım. Bir dönerciye gidip yemek yedik sonra da 3 yarım tavuk 2 de dürüm tavuk döner yaptırıp Dia'ya yürüdük. Oradan 5lt'lik su 2,5lt'lik Fruko, 1lt'lik Ice Tea, çekirdek, patlamış mısır ve kahve aldık. 


Geri döndüğümüzde Makine çalıyordu. İğrenç bir In Flames cover'ı yaptılar. İçeri girme isteğim sıfırlandı. Özüm ve Melis de geldi, oturup aldığımız şeyleri yedik. Bir kısmını da çantama koyduk içeri sokabilmek için. 


Heaven Shall Burn en çok beklenen gruplardan bir tanesiydi. Core'cular saçma sapan tekkenvari hareketler yaptılar. Ninja tarzı tekme yumruk falan gezdiler circle pit'in ortasında. Tam Cansu'yla biz katılacakken core'culardan biri düşüp bayıldı, herkes gerildi, çevresinde toplandı falan. Omen ve Black Tears güzeldi.
Ve Black Tears'ın da orjinal Eternal Tears of Sorrow'un, o hali çok daha güzel bence.




KORPIKLAANI İNANILMAZ GÜZELDİ. Nasıl anlatsam bilemiyorum ama hayatımda gittiğim en eğlenceli konserdi. Konser başlamadan herkes "Olm lan folk metal konserinde napılır?" modundaydı. Saçma sapan danslar geliştirmeye çalışıyordu herkes. 




Soundcheck bile eğlenceliydi, keman tarzı yerel bir enstrüman ve akordeon çok sevimliydi. Gitarlar ahşap efektliydi, solistin mikrofonu da çok güzeldi. 


Vodka'yla çok güzel bir giriş yaptılar. İnsanlar ikili gruplar halinde halay çekip, twist yapıyordu. 


Pellonpekko'da asıl olay başladı. Yaklaşık iki yüz kişi ortadaki kamera yerinin etrafında circle pit tarzı koşturmaya başladı. Daha sonra yuvarlak olup kol kola halay çekildi. Daha sonra açıldı ve düz sıra halinde tüm sahanın içi öyle dolaşıldı. Journey Man falan inanılmaz iyidi.


İrlanda dansı bile yaptık, o derece, herkes çok eğleniyordu, Korpiklaani resmen yüzümüzü güldürdü. Beer beer'da koşturma devam ederken BEER BEER kısmında herkes durup söylüyordu ve tam gaz koşmaya devam ediyordu.


Serra'nın arkadaşı Kaan falan, iki gün boyunca bir grubu bile izlemeyip köşelerinde oturmuşlardı, Korpiklaani'de onları da karşımda halay çekeren görünce sevinçten yerimde duramadım. Tam gaz koşmaya devam ettim.


Taylandan alıntı yapmadan duramadım: "rockfm standını tavaf eden pitçiler" diye nitelendirdi bu durumu. O hsb'yi kast etmişti gerçi ama fark etmez. İyi ki circle pit yapmayı öğrendik, cidden çok eğlenceliydi.


Konser bittiğinde herkes maraton bitirmiş gibiydi ve kimsenin Obituary'e hali kalmamıştı (dersem yalan olur.) Hayatımda hiçbir konserde bu kadar çok eğlenmemiştim, sahne önündekilere ve demire dayananlara acıdım resmen.


Obituary'de herkes yeniden enerjisini toplamış gaz falandı, ki bayaa da sağlam grup kendileri. Ama bizim hiç halimiz yoktu oturduk. Sadece Slowly We Rot'ta biraz kalktık falan ama genelde oturuyorduk. 


Obituary'de de oturulur mu diye soruyorum kendime ama gerçekten çok yorgundum ve Nevermore'a halim kalsın istiyordum.



Nevermore'da yine bir sürü kişi hep beraber sahne önüne girdik. Sevenler tamam çoktu ama bu kadar da beklemiyordum. Her şarkıda tüm sahne önü eşlik etti. Enemies of Reality inanılmaz güzeldi. Ege'nin sırtına çıkıp Jeff Loomis'e devilhorn yaptım bana bakıp göz kırpıp o da yaptı. Sevinçten yerimde duramıyordum. Herkese anlattım.


Olay sağdaki Warrel Dane ve şapkası yanlış anlaşılma olmasın.


Warrel Dane inanılmaz sempatikti ayrıca. Bir saniye durmadı kollarını açıp kendi çevresinde döndü bir ara. Sahneye atlayıp şapkasını alan kimdi hiçbir fikrim yok ama azimle çocuğun arkasından gidip şapkasını geri aldı. Ve şöyle de tivitlemiş: "Leaving Istanbul for Slovenia and Metalcamp! Didn't get to stay here long but the show last night was killer! Thanks to the Turk metalheads!"


Heart Collector'da Sinan'ın sırtında avaz avaz bağırarak "NEVERMOAAR TO FEEEL THE PAAAAIN THE HEART COLLECTOOR SAAANG" dedim. Sonra Sinan ölmesin diye indim ve herkes düşeceğimi falan sanmış. Yok kardeşim bir yere gittiğim düştüğüm yok, gayet sağlam Jeff Loomisle bakışıyordum. 


Şarkı aralarında JEFF SEVİSELİMMİ diyen kız da bendim. Tabi o da duydu, hatta ve hatta anladı, Ezgi seni seviyorum dedi, konser bitince sahne arkasında buluştuk.


Genel olarak çok eğlenceli bir festivaldi. Eve dönüşüm ne kadar zor olsa da gün içinde inanılmaz eğlendim. Sürekli beleş bira içip durduk, döner ve köfte ekmek yedik. Büyük ihtimalle 2-3 kilo da almışımdır bu festivalde. 


Aynı zamanda beleşçilik olayının da amına koyduk değerli arkadaşlarım. Sahne önüne girmek desen, yiyecek ve içecek desen, kamp alanı girişi desen en az iki yüz milyon kardayız bence.


Gelelim "ağır metalci abiler ve ablalarımıza". Bize liseli diye laf edeceğinize bence önce mevsime göre giyinmeyi öğrenin. Bu havada lateks giyilmez, deri tayt giyilmez, çizme veya bot vari gothic olaylara hiç girilmez. Millet 35 derece sıcakta askılı bluzler, ya da üstsüz ve şortlarla gezerken siz gothic/metalci olucam havalı olucam diye kendinizin içine sıçtınız.


Ah ayrıca sonradan görme metal dinlediğini sanıp olayı punk'la karıştıran değerli ablalar, saçlarınızın o pembe rengi gerçekten çok iğrenç.


Kaçıranlar, bu sefer gerçekten üzülmelisiniz. Dans ettik, pogo yaptık, halay çektik, wall of death'lerden kaçtık, küfrettik, beleşçilik yaptık, kısaca hem özgürdük, hem de normalde bir etki olarak tabir edilen öforiyi hiçbir madde olmadan sonuna kadar yaşadık.


Ben dünyanın en amaçsız fotoğrafıyım,naber?


Şu an inanılmaz yorgunum, hatta hala pijamayla oturuyorum, çok geç geldiğim için de saçlarımı kurutmaya üşenip örmüştüm, ah bir dee biletlerim vaaar. Oley.

Çok mutluyum, hepinizi salonda seviyorum ve bir kez daha öpüyorum.

3 comments:

  1. sahne önü almadıysan, yann da önüne zıplar selam derim.

    ReplyDelete
  2. Normal aldım tabiki. Heyecanla bekliyorum önüme zıplayan bir zeynep görmeyi.

    ReplyDelete
  3. Senin kadar ota boka laf eden kendini beğenmiş bir orospu çocuğu tanımadım. Ne kadar itici olduğunun farkında değilsin. Yapıcı biri bile değilsin. Blog açmış önüne gelen her bir boku yıkıyorsun. Her şeye laf etmek seni havalı ve ya özel biri kılmıyor. Amına koduğumun salağı. Tool dinlemene üzüldüm ve utandım resmen.

    ReplyDelete