Friday, 30 July 2010

Huzurun Etkili Maddesi Çaymış

Uzun ve zorlu bir yazının daha sonuna geldik, iyi hafta sonları. Diyebilirim aslında; ama yazının değil yazın sonuna geldik. Rizeye gittik geldik bir de. Kültürümüzü daha yakından tanıdık, gezdik, gördük, öğrendik ve bol fotoğraflı bir blog yazısı hazırladık.


Annem sağ olsun uçakla değil otobüsle gitmemize karar vermiş, otobüs de 18 saat sürüyor. Yolda resmen acı çektim. Ama yukarıdaki güzel fotoğrafı çektim otobüse üsküdardan binmemiz sayesinde. Her işte bir hıyar vardır.


Öncelikle bu benim ananemin ve dedemin evi, 15 günümü burada geçirdim. Denizin dibinde ve kocaman bir ev. İstanbulda'ki ev de böyle olsa hayatta çıkmazdım evden.

Tabi Rize'de olay daha bir farklı oluyor, bir gün bile evde oturmadım, her gün dağa çıktım. İlk başlarda kardeşim de benimle geliyordu. İşte biz böyle mutlu bir aileyiz.

Evet yanlış duymadınız, alnım kocaman.

Ah bir de ırmağa çıkmayı deniyoruz, sonra çıkamıyoruz. Sonra ben gaz olup çıkıcam lan diyorum, çıkıyorum ama inemiyorum. Kardeşim de fotoğraf çekicem diyor ama netleyemiyor.


İnternet bağlanıp, televizyon yapıldıktan sonra kardeşim evden çıkmama kararı aldı ve ben de dolayısıyla yalnız kaldım. Bu yüzden hırs yapıp dağın en tepesine çıktım kardeşim de bir kıskandı tabi sormayın. Mezar vardı orada bir tane. Ve gerçekten çok güzel görünüyordu. Beni de oraya zevkle gömebilirsiniz.


Orada yaşlı bir çift beni tanrı misafiri olarak nitelendirip evlerine çağırdı. Beraber çay içtik, kek yedik, akrabalardan konuştuk. Daha huzurlu bir gün geçirmemiştim. Bu da en tepelerden birkaç enstantane filan işte.



Çarpık kentleşme ne güzel.

Sonracığıma bu güzel cici ailem bana telefon numaralarını verip dönüş yolunu tarif ettiler. Burada tam aşağı ineceğim şelalenin üstünde bir aile daha vardı. Çocuklu bu sefer, çayımızı içmezsen çok kırılırız dediler bir de onlarla çay içtim.

Merhaba ben çaylık.

Zaten ekonominin, siyasetin, sporun her şeyin çay üzerine kurulu olduğu bir yerden bahsediyoruz. İnsanlar çaylıklar için birbirini vuruyorlar. (Eee şey ya da annem mübalağa yaptı.)


En yukarı kadar çıktıktan sonra görülecek başka bir şey kalmadı, ben de dağda uçurum gibi bir yerin orada kendime oturulacak bir köşe yaptım. Her gün güneşin batışını oradan izledim kitap okudum, Rumi ve Şems'e doydum.


Bu köşenin bir de ekstra modern(!) evde, ekstra güzel balkon versiyonu var ki orada genelde film izledim. Bulmaca çözdüm, fotoğraf çektim falan. Ah bir de House izledim. Canım benim ya. O kadar çok seviyorum ki seni Gregory'ciğim.

Daha şişko görünmemi sağlayacak bir fotoğraf çekemezdin, teşekkürler anne.

Günlerden bir gün yine kitap okumak ve güneşin batışını izlemek için dağa çıkarken yağmur başladı. Geri dönene kadar sırılsıklam oldum. Düşerek ölecektim, dağda mahsur kalacağımı falan düşündüm. Eve gelir gelmez ilk yaptığım fotoğraf makinemin sağlam olup olmadığına bakmaktı. Keşke yapmasaydım, keşke bir kere de olsun telefonumu düşünseydim. Maalesef bir telefon daha bozmuş oldum. Canımız sağ olsun.

Ben Rize'nin kültür çatışması, naber?

Eğer ki coğrafya derslerini dinlemiş olsaydım, "yazlar ılık, kışlar serin her mevsim yağışlı" kalıbına çok daha tutunmuş olurdum, ve telefonum bozulmazdı. Ama denize de girmezdim herhalde. Bir cesaretle gittik hadi hava sıcak görünüyor, yağmurun canı cehenneme diye annemle.(Türkçe dublaj film izliyor olsam da sürekli böyle konuşurdum mesela.) Bu da annemin çekemediği, yaz gelince feysbuk profili olması gereken bikinili fotoğraf örneği.


Burada da annem bana seksi pozlar vermekte.


Bunların yanında söylemek istediğim şu ki, yanıma her şeyi alıp toka almamıştım. Rize'de her yere Sonisphere bandanasıyla gittim. Onlar da festival coşkusunu benimle yaşamış oldular.


Son olarak da mahallenin yaşlıları, manken olmama, beni Rizeye gelin vermeye, zeki bir uşağın çok iyi karısı olabileceğime, çay kesmeyi öğrensem çok işime yarayacağına, dağa çıkmayı sevmemin güzel bir şey olduğuna ve seneye mutlaka gelmeme karar verdiler. Antremanlarım uyarsa tabiki gelirim canlarım benim.

Pazartesi günü antremanlarım başlıyor, heyecandan yerimde duramıyorum desem, en büyük yalanlardan birini söylemiş olurum.

Aynı şekilde yarın okul kitaplarımı alıcam, çok heyecanlıyım desem de bir başka yalanda bana eşlik edersiniz.

Şimdi House izlemeye devam etmeliyim, iyi akşamlar filan.

Çevirmen Notu: Aslında binbir renkte böyle güneş batışı fotoğraflarım var, ama bir yerden sonra da sıkıyor yeaa.

No comments:

Post a Comment