Saturday, 8 May 2010

Space Oddity

Ailem giderek sınırlarını aşmaya başladı. Günün ortasında arayıp haber verdiğim konsere gitmeme izin verdiler. O derece yani. Ama eminim ki bir önceki gün bulaşıkları yıkadığım için izin verdiler. Evet evet bunu biliyorum. Çünkü bulaşık yıkadım ben.

Neyse sonuç olarak fransızca dersinden çıktım metroya falan atatürk oto sanayi falan. Kaybolmamış olmam gerçekten başarılıydı. Hani normalde otobüsün ters yönüne binip samandıraya giden bir insanım. Biletim de yoktu, birinin elinde kalmış, 10 milyona aldı Çınar benim bileti. Ki normalde 40 milyon biletler.

İçeri girerken alkol falan almayalım diye -18 bilekliği takıyorlar. Peki Anathema konserinde bilekliğin üstünde "Jay-z @ Refresh" yazması nasıl bir saçmalıktır. Bunu bilmek istiyorum.

Konserin 9buçukta başlaması yalan oldu e tabi 11buçukta bitmesi de. Konser yarım gibi bitti, babam bayaa dışarıda bekledi. Agresife bağlamıştı en son.

Daha önce de hiç dinlememiştim Anathema, ama solistin gazı falan uyum sağladım bir şekil.

Çıkışta Yamaç'ın "Autograph please"leri sağolsun biletlerimizi imzalattık. Tüm konserin sonuna kadar büyük azimle sakladığım biletimi babam daha da kızmasın, gidiyim yanına derken bir yerde kaybettim. Düşürdüm galiba, ve daha sinir olamazdım. Mesela şimdi biletim olsa fotoğrafını çekip koyardım.

Bir de biyoloji sınavından o kadar söylenip ölümüne iyi bir not aldım. Bir daha söylenmiyorum. Ama biyoloji hocaları değil de, edebiyat hocalarına hala kılım. Not demişken galiba takdir alıcam lan, ortalamam 82.

Edgar Allan Poe sevilir. Tekrar tekrar okunur, yine de sevilir. Adam o kadar iyi yazıyor ki. Bkz: http://www.heise.de/ix/raven/Literature/Lore/TheRaven.html


Babam ne kadar konser yüzünden kızıp agresifleşmiş olsa da onu çok seviyorum. Bana eski fotoğraf makinesini vermesi bir yana, bir de üstüne harika şeyler getirdi. Ben lensin 14-54 olmasından yakınırken, bir anda elinde 40-150 lens, flaş, lens başlığı, UV filtre ve lens kapağıyla geldi. Lens kapağı nedir ki demeyin, valla çok gerekli bir olay. Lensin çizilmesi cidden çok korkunç olur.


Fransızca dersi demiştim ya, her pazartesi, çarşamba, cuma 18:30da ders. O saate kadar da Ayşe'yle oluyoruz. Ayşe'nin dans provası vardı bir gün. Onu izledim, latin dansları açılımı yapabilirim her an. Provadan önce Cansu bir parça çalıyor idi. Evet bu parçayı çok beğendim ben ve Ayşe'ye bana öğretmesini istedim. Parçamız Carmen (Sürekli yanlışlıkla Carmina Burana diyorum.) Ama bu parçayı çalamadım, sağ el ve sol eli aynı anda çalamıyorum. Piyano çok zor bir enstrüman bunu keşfettik hep beraber. Ve şimdi asıl güzel olan da Anathema konserine giderken metrodaki iki güzel insan bu parçayı çalmasıydı. O kadar mutlu oldum, o kadar para vermek istedim ki onlara. Ama hiç param yoktu, Carmen mırıldanıp mutsuz bir şekilde oradan ayrıldım.

Yavaşça mutlu cumartesiler dileyip, sizi bulamadığım yazı başlığı sonucu david bowie'yle baş başa bırakıyorum.

2 comments:

  1. çok tatlısın canım, metrodaki müzisyenlerin carmen çalmaları ve onlara para vermek istemen çok hoş :) bir gün hepimiz çok zengin olacağız ve metrodaki müzisyenlere büyük paralar vereceğiz biliyorsun değil mi? herkesin david bowie dinleyip metroda para saçtığı bir dünya için i'm stepping to the door...

    ReplyDelete
  2. Evet, ve bir gün o metrodaki sokak çalgıcıları biz olucaz. Hatta ve hatta David Bowie çalıcaz. Ve tabiki o zamana kadar çoktan paramız olmuş, piyanodaki tüm parçaları çalabiliyor, uçabiliyor ve ışınlanabiliyor olucaz.

    ReplyDelete