Tuesday, 9 March 2010

İnanmakla, Olmuyor.

Yıllardır diyorlar ki, bir şeye inandığınızda gerisi zaten gelir. İnanmak yolun yarısıdır. İsteyince her şey olur. İnandım, hani nerede?
Üç gün önceden maçla yatıp kalkınca, haftasonu antrenörünün dediklerini yapıp tüm planlarını iptal edince, bütün antremanlarda ölümüne çalışınca, maçın olduğu tüm gün, tüm derslerde pozisyon konuşunca, arkadaşlarına anlattığın tek şey cuma ve pazartesi günkü maçların olunca yeteri kadar konsantre olmuş olmuyor musun? Oluyorsun olmasına ama herkes olmuyor işte öyle. Sen bunları yaparken, İstanbul şampiyonluğunu, milli takım karmalarını, deplasmanları düşünürken insanlar dinlenme günlerinde bile caddede takılıp "ortamlara akınca" olmuyor işte. Önce Es maçı sonra Ezcacı maçı göz açıp kapayıncaya kadar gidiyor elden. Üst üste iki maç, şampiyonluk için gerekli iki maç. İnsanların tek yaptığı gülüp geçmek, eğlenmek. Es maçı bir yere kadar, hakem hata yaptı, bir adam çıkıp takımı sırtlanamadı bilmemne. Bahaneniz ne ya Ecazcı maçı için? Hadi, hakemler düzgündü, iki-üç oyuncu ölümüne istekliydi, günündeydi, maçı götürüyordu hadi söyleyin bana nedir bahane? Niye bu takım şampiyonluğa oynarken 3-0 maç veriyor. Niye değil nasıl denmeli belki de. Herkesin durup düşünme vakti geldi, bu takımı çalıştıranda mı problem, yoksa insanların kafa yapısında mı yoksa onları kolaya alıştıran ve torpille karmaya girmelerini sağlayan insanlarda mı. Çünkü iki üç kişi orada kendini parçalarken maçı almak için, her sayı için mücadele ederken, canla başla uğraşırken bazı kendini bilmezler ya da yanlış kararlar yüzünden bu takım aşağı çekilemez, çekilmemeli.
Son üç maç kaldı, şampiyonluk şansı için üçü de alınmak zorunda. Alınması için herkesin toparlanması gerek, bu işi ciddiye alması gerek, takımın herkese ihtiyacı var. Takım oyunu bu. Çünkü böyle devam ettiği sürece, ne kadar iyi oynarsak oynayalım iki üç kişinin inanmasıyla ve böyle yanlış kararlarla, olmuyor.

Wednesday, 3 March 2010

Çekirdek


Ya Libya, MUN falan derken o da bitti. İnanılmaz bir koşuşturma ve efsane bir cumartesi afterparty tarzı bir buluşmayla bitirdik. O bu derken ikinci devre de başladı. İlk iki maçı da 3-1 aldık. Bu cuma es'le sonra da pazartesi de Eczacıyla oynuyoruz. Ben de dedim ki hani şimdi maçlar geliyor çok sağlıklı besleneyim. İşte gücümü toplayayım falan modunda gün içinde ve akşam meyve yiyorum. Az az, sık sık yiyelim kilo verelim sağlıklı olalım.(bkz: Dağhan Dizdaroğlu) Ama işte, meyve yerken beni en çok üzen ne biliyor musunuz? Yediğim meyvenin mandalina olması, ve çekirdekli olması. Çekirdekli mandalina gerçekten o kadar iğrenç bir şey ki. Hem mandalinayı acı hale getiriyor. Sonra yutsan mı, tükürsen mi karar veremiyorsun. Yemeden önce çıkarayım desen o da imkansız. Mandalinanın cıvığı çıkyor, su falan oluyor. Asıl su demişken bir kere mandalinayı portakal sanıp, sıkıp votka-mandalina yapmıştım hiç hoş değildi cidden. Evde denemeyin. Mümkünse çekirdekli mandalina da yemeyin. Çilek yiyin. Çilek çok güzel. Kışın da yok ki doğru şimdi. Kışın alternatif lezzetler deneyelim. Star fruit mesela.
Dipnot: Tropical Punch aromalı Jelly Bean çok güzel gerçekten.
Bir de şu el altında bulunsun: http://kkpuan.blogspot.com/